BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates
Ana Sayfa / Makaleler / Kayıp Kıbrıslı (Önsöz-İsyanım İşgale) Şener Levent

Kayıp Kıbrıslı (Önsöz-İsyanım İşgale) Şener Levent

kapakBir solukta okudum elinizde tuttuğunuz kitabı. Duvar yazıları, facebook notları, düz yazılar ve şiirler… İçim dışım Kıbrıs doldu… Eski ve yeni zamanlar… Tanti’nin sokağındaki evimizin fanuslu gaz lambasının titrek ışığı ve kerpiç duvarda danseden gölgeleri geldi oturdu gözlerime…

Oklavı ile hamur açan, mulihiya ve naneyi sestada kurutan, ekzemalı elleriyle küllü suyunda çamaşır yıkayan annem…

Türk ve Rum komşuların sokağın tek çeşmesinden tenekelerle taşıdıkları su…

Kafası kızdığında babamın savurduğu tatlı Rumca küfürler, ki aradan elli yıl geçtikten sonra bile unutamadığım Rumca sözcükler olarak kaldı aklımda…

Mahmut Anayasa’ya teşekkür ederim. Bir umut-umutsuzluk kavşağında tüm bunları yeniden hatırlattığı için bana…

“Anlayana kadar bunca yaprağım döküldü/ içimdeki papatyanın yüzü geceye döndü” der bir şiirinde Fikret Demirağ…

Ben de öyleyim işte, hepimiz öyleyiz aslında…

Bize ait olan ne varsa yitirdikçe anlamaya başladık nasıl bir hazineyi yitirdiğimizi…

“İsyanım işgale” diye yürekten gelen bir çığlık, gür bir ses, önlenemeyen bir başkaldırı var bu kitapta…

Nazım’ın “Ben yanmasam/ sen yanmasan/ biz yanmasak/ nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” dediği şey var…

Zaman zaman bir ironi, zaman zaman da dobra bir ifadeyle çıkıyor her sayfada karşımıza… Hem de o tatlı konuşma dilimizle…

Kıbrıslıca:

“Ben Türkçeyi sokakda öğrendiğim gibi yazarım buracığa. Tam Gibriyagi. Beyenmeyen okumasın bannem. Arasda’dan aşşağa bandabuliya.”

Sevgili Arif Hoca da bu işin ustalarındandı. O da öyle yazardı. Hem çiğnenen kimliğini korumaya, hem de yurdunun işgaline yönelik bir başkaldırıydı bu…

Başımıza ne bela geldiyse, tüm bunların da milliyetçilikten ileri geldiğini düşündüğü için ne “Türk” derdi, ne de “Rum”… Onun için adada dili farklı olan iki topluluk vardı yalnız… Rumca konuşan Kıbrıslılar ve Türkçe konuşan Kıbrıslılar…

Herşeyin absürdleştiği ve giderek trajikomik bir hal aldığı bu topraklarda ironi ve kara mizah kendiliğinden gelir oturur dilimize…

Çok partili gibi “demokratik” görünen bir düzenimiz var, ama totaliter düzenin bütün özellikleri sırıtır her adımda…

“Memleketteki bütün gamaşalar göz gamaştırır hale geldi” diyen Mahmut birkaç sözcükle özetlemiş her şeyi…

Haklı bir sitemi de var halka…

Çağrı yapar her satırında:

“Aç gözünü, uyandır canını Kıbrıslı. Ayvayı yememiz, hapı da yutacayık anlamına gelmez. Geyin bandoflaları, gındırın gancelliyi, çıkın sekiye, çığırın dünyaya… İsyanımız işgale…”

*

Siz de Kıbrıslısınız, siz de bu topraklarda doğdunuz…

Daracık sokaklarda geçti çocukluğunuz…

Hisaraltlarında ısırganlar yaktı canınızı…

Anneniz gömeç topladı, siz ekşili topladınız…

Yaz geceleri kapı önlerinde don-atlet oturdunuz, karpuzu kabuğundan ısırarak yediniz.

Lingiri, pirili, birayak oynadınız…

Ve “Bu memleket bizim” diye meydanlarda haykırma zamanlarına ulaştığınızda çocuklarınızın sorularına bile şaştınız…

Çocuğunuza,

-Gel seninle lingiri oynayalım, dediğiniz zaman hayretle baktı yüzünüze…

Ve sordu:

-Lingiri ne baba?

“Luggo” deseniz, onu da anlamaz çocuk.

Gazeteye “Luggo harekatı” diye başlık attığım zaman oğlum bana da sordu:

-Luggo ne baba?

Ah ahh… Luggonun ne olduğunu bilmeyen Kıbrıslı mı olur?

Oldu işte…

Yüzyıllık Çağlayan Parkı’mız “Ankara Çağlayan Parkı” olursa, Karava “Alsancak”, Çatoz “Serdarlı”, Afanya “Gaziköy” ve mübarek Abohor “Cihangir” olursa, bu da olur…

Benim kamışlı ve markuddi uçurganlarım vardı tabyalarda…

“Markuddi” desem kime anlatırım şimdi halimi?

*

Parmağının arkasına gizlenmemiş Mahmut.

Dobra dobra koymuş kitabının adını:

“İsyanım işgale”…

Bu sözcüğü hala terennüm etmekten korkanlara örnek olsun…

Benim son sözüm yok.

Onun var…

Yayından fırlamış bir ok gibi yüreğimize saplanan dizeleri son sözü olabilir ancak bu yazının:

“Gözlerindeki yelkovan geri saymada

Ha bitti, ha bitecek, ha bitirecekler…

Mevsimsel mücadeleler,

Modaya uygun yöntemler…

Ve içi boş haykırmalar…

 

Yoksun be gardaş

Aha seni yoğa yazdılar

Sal bıçağı, sok göğsüne

Yemin ederim kan çıkmaz.

O kadar kansız,

Ve bir o kadar da ruhsuz…”

şuna da bir bakın

SIZINTI – Önsöz (Ön Sorular) – Bedia Balses

BİR SIZI KALDI İÇİMDE HİÇ DİNMEYEN YAMA TUTMAYAN ŞİİRİM BİR DE KALBİMİN SIZLADIĞI BU YERDE…. ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir