BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates
Ana Sayfa / Makaleler / ÖNSÖZ – Evimizin Dolandırıcısı… – Ulaş Barış

ÖNSÖZ – Evimizin Dolandırıcısı… – Ulaş Barış

Aral Moral - TavuriTavuri ismiyle ilk tanışmam çok eskilere dayanır.

Çoğu Kıbrıslı Türk onu gazete sayfalarından tanır…

Yaşamının ilk gençlik yıllarını geride bırakanların bir bölümü için Tavuri; bir dolandırıcıdan öte, bir “şehir efsanesi”dir, bir “mit”tir… “Senin yaptığını Tavuri bile yapmazdı” ya da “Tavuri bile senin

yanında solda sıfır kalır” gibi sözleri ta küçüklükten beri duyarak büyüdüm ben…

Gerçekten de ünü; özdeyişlere, vecizelere konu olmuş bir “kimlik”tir Tavuri…

Görmüşlüğüm de vardır belki; şimdi hatırlamıyorum ama, Tavuri için biraz esprili bir yaklaşım gösterecek olursak “evimizin dolandırıcısı” diyebiliriz.

Ona karşı bir nefret veya bir kızgınlık hissetmek mümkün değil, diyenler oldukça fazla…

İsmindeki gibi “şeytan” bir adamdır Tavuri… Belki de bu zekâsını başka yerlere kanalize etseydi, kim bilir şimdiye çok zengin bir adam olabilirdi. Böyle bir memlekette en azından bir siyasetçi olabileceğine garanti verebilirim.

Hemen kızmayın; sadece çevirdiği dolapları düşünürsek Tavuri; genellikle “vaat” vererek; insanları sahte bir cennete inandırarak işini görüyor. Bu noktada, insanlarımıza boş vaatler verip oy için kandıran politikacılarımızla yolu kesişiyor aslında…

Neyse, daha fazla konuyu dolandırmadan, batıp çıkmadan, meselenin aslına gelelim…

Tavuri’iyle ilgili ilk haberi “Cyprus Today” gazetesinde çalışırken yapmıştım. Konu her zamanki gibi dolandırıcılıktı.

Tavuri, yaşlıca bir bayanı aramış; ona önemli bir politikacı olduğunu söylemiş ve var olan problemlerini çözeceğini vaat etmişti. (Al işte, politikacı kılığına girmiş.)

Kadıncağız da pek saf, buna inanmış, ne isterse vermiş… Para, imza, senet… Tavuri de kadını bir güzel dolandırmış ama işin gerçeği kadının olan biteni anlayıp, polise gidip meseleyi anlatmasıyla ortaya

çıkmış… Haliyle, bu gibi suçların erbabı olan ve o sıralar hapiste olmayan Mustafa Serttaş, yani nam-ı diğer Tavuri, polisin çoğu zaman ilk baş vurduğu “şüpheli” imiş; bingo! İşte bu konuyla ilgili bir haberi yaparken, kılı kırk yaran editörümüz bana bir soru sormuştu; “Tavuri ne demek?”

Editörün suratına öylece baktığımı hatırlıyorum. Bilmiyordum. Hemen telefona sarıldım ve bazı yerleri aradım; ama nafile.

Sorduklarım da anlamını bilmiyorlardı… En sonunda internete yazayım dedim, karşıma ‘Tavuri=Şeytan’ diye bir ifade çıkmıştı. Bir gazete onunla daha önceden röportaj yapmış…

Rumca bilenlerden de konuyu teyit ettim; ne de uygun bir lakap…

Lakabı da dedesinden yadigâr; yağ şişelerinin içine su karıştırıp satan, masum bir dolandırıcı olan dedesinden… Ona da Rumlar takmış bu lakabı… Dededen dolandırıcı yani…

Yani; babamı bile nerdeyse tufaya düşürecek kadar usta olduğuna göre, gerçekten şeytani güçleri olan bir adam olsa gerek.

Evet yanlış duymadınız, benim babamı.

Ben o zaman askerdim, sene 2006. Babam bir gün, işi gereği Lefkoşa Arasta’ya gitmiş. Gitmişken de bir şeyler içmek için bir kahvehaneye oturmuş. Birden başına bir adam peydah olmuş. Selâm selâm, nerelisin, nereliyim faslından sonra adam babama “senin oğlun asker değil mi?” diye sormuş.

Babam şaşırmış haliyle, nasıl bilebilir diye düşünmüş; sonra da “evet” demiş.

Yani kısacası zokayı yutmuş. Adam demiş ki “ben senin oğlunu tanırım, neydi adı?” Babam saf saf “Ulaş” deyivermiş, “Erenköy’de askerdir şimdi.” Adam demiş ki “benim oğlan da asker orada, haber etti, para yollayasınmış kendisine da parasız kalmış.”

Babam “nasıl olur, beni neden arayıp istemez” diye içinden geçirirken, adamı da bir yerden gözü ısırmaya başlamış. Adam yine dönüp babama demiş ki “ben bugün gidecem ziyaret edeyim onları, ver bana da götüreyim parayı istersen…”

Babam “yahu nasıl gidecen? Oraya ancak gemiyle gidilir ve gemi günleri de bellidir” diye hayretini belirtmiş… Adam “benim tanıdığım komutanlar var, beni götürecekler” filan diye saydırmaya devam etmiş. Babam en sonunda adamın tipini hafiften çakınca okkalı bir küfür atmış, adam hemen oradan uzaklaşmış. Sonra bana bu hikayeyi anlattığında dedi ki “o adam Tavuri idi. Gazetede gördüm sonra, tanıdım.”

İşte böyle bir adam Tavuri.

Tam bir yalan makinesi.

Bu okuyacağınız kitapta da çelişkili lafları var. Sakın kitabın yazarı mantık hatası yaptı sanmayın zira bu bir röportaj ve bu kitabın yazarı gazetecilik etik ilkelerine gönülden bağlı bir adamdır; ne söylendiyse onu yazdı. Bu kitabı okurken aslında bir trajedi, bir dram göreceksiniz. Yitip giden, yanlış yola düşen iflah olmaz bir suçlu. Yaptığı kötü şeyler, söylediği yalanlar ve çevirdiği dolaplar karşısında

ağzınız açık kalacak ama bana inanın ona hiç ama hiç soğukluk duymayacaksınız.

Zira Tavuri aslında bir komedyen. Ciddi söylüyorum.

Suçunu hemen kabul eden; insanları kandırıp komik duruma düşüren, sonra da onlarla dalga geçip, bunu diğer insanlara anlatıp komiklik yapan birisi.

Adam o kadar bir suç işledi, o kadar mahkemeye çıktı, o kadar basında yer aldı ki “evimizin dolandırıcısı” demem de bu yüzden.

Neyse, fazla önsöze gerek yok. Aral Moral canlı bir anlatımla, yerinde sorularla ‘tamamlanmamış’

bir röportaj yapmış. Niye?

Zira bizimki yine içeride; hem de bu kez güney komşumuzda. Sanırım birkaç sene daha yatacak…

Kıbrıs adası olmaması gereken bir çizgiyle bölünmüş olabilir ama emin olun bu çizgi Tavuri’yi asla durduramamış. Sınırları aşan bir dolandırıcı o ne de olsa…

*

Aral Moral dostum benden bu kitabın önsözünü yazmamı istediğinde doğrusu ne diyeceğimi bilemedim.

Kitap yazmak için uğraşan ama bir türlü nail olamayan birisi olarak sanırım bir kitabın önsözünü yazmak iyi bir başlangıç olabilir…

Aral’a, bana bu onuru yaşattığı için ne kadar teşekkür etsem azdır…

 

Ulaş Barış

Gazeteci-Yazar

şuna da bir bakın

SIZINTI – Önsöz (Ön Sorular) – Bedia Balses

BİR SIZI KALDI İÇİMDE HİÇ DİNMEYEN YAMA TUTMAYAN ŞİİRİM BİR DE KALBİMİN SIZLADIĞI BU YERDE…. ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir