BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates
Ana Sayfa / Söyleşiler / Aral Moral’la “Tavuri” ve yazmak üzerine…

Aral Moral’la “Tavuri” ve yazmak üzerine…

yokGazeteci Aral Moral’ın 7’den 70’e herkesin tanıdığı, ünü ülke sınırlarını aşan Mustafa Serttaş’ın, nam-ı diğer Tavuri’nin yaşamından yola çıkarak kaleme aldığı “Tavuri” adlı kitabı, kısa bir süre önce Khora Yayınları tarafından yayımlandı.

Meryem Ekinci – Kıbrıs Postası

İki yıllık bir çalışmanın ürünü olan Tavuri, Aral Moral’ın ikinci kitabı ve dedesi Kemal Abdullah’ın TMT anılarından yola çıkarak yazdığı ve yine Khora Yayınları’ndan çıkan İki Kelime Tek Cümle: Kardeşini Vur adlı kitabı gibi anı-biyografi türünde bir kitap.

Kitabın yayımlanmasının ardından Aral Moral ile Khora Kitap Cafe’de buluştuk; kitap ve Tavuri ekseninde memleketi, ülkedeki yazınsal üretim süreci ile kitap okuma alışkanlığını ve bir gazetecinin farklı alanlarda da yazınsal üretimde bulunmasının iç zorluklarını konuştuk.

Aral Moral’ın kendi deyişiyle anlık bir kararla ve tamamen gazeteci merağı olarak başlayan, Mustafa Serttaş, yani nam-ı diğer Tavuri üzerine yapılan araştırmalar ve bire bir yapılan röportajlarla, iki yıllık bir süre içerisinde yavaş yavaş kendini oluşturan bir projenin sonucu aslında “Tavuri”.

Moral, Tavuri’yi araştırmaya, onunla konuşmaya ve anılarını yazmaya iki yıl önce başladığını, ancak önceliği dedesi Kemal Abdullah’ın TMT anılarını içeren İki Kelime Tek Cümle: Kardeşini Vur kitabının almasıyla, Tavuri’nin yayımlanmasının bugünü bulduğunu söylüyor.

“Ya tutukluydu ya ifadesi alınırdı”

Aral Moral için kitabın “Yazarın Notu” bölümünde ifade edildiği gibi hayatını yazmak, sonu hiç gelmeyecek bir filmi izlemek gibi olan Tavuri’nin kaleme alınış öyküsü şöyle başlıyor:

“Benimkisi gazetecilik merağıydı. Bir gün oturukren bu adamı hep suçlarından tanıyoruz ama bu adam özünde kimdir? Çoluğu çocuğu var mı? Evli mi? Nasıl başladı? Kendini buna ne itti? diye düşündüm. 2012 yılı başlarındaydı sanırım. 2011’in sonu, ortası, öyle birşey. Bir gün gazeteci arkadaşım Hasan Çağda’ya haber yolladım. Dedim ki, ‘bu adamı görürsen, ben bu adamla böyle birşey yapmak isterim. Bakalım ne diyecek?’. Aniden gelişti. Bir hafta sonra beni aradı, söyledim, kabul etti.”

Aral Moral sonrasında ise Mustafa Serttaş’a ulaşmak konusunda yaşadığı zorlukları anlatarak, Serttaş’ın kendisine verdiği dört ayrı cep telefonu numarasından Serttaş’a sürekli olarak ulaşmaya çalıştığını ve sonunda bir cep telefonu numarasından ulaşarak, ilk buluşma için randevulaştıklarını anlattı.

İlk buluşma ve sonrasıyla ilgili olarak ise Moral şunları anlattı:

“Buluştuk, muhabbet ettik. Biraz zor oldu ulaşmak. Onu da kitapta yazdım. Arardım, bulamazdım, telefona bakmazdı. Bir gün bir iki saat buluşurduk, sonrasında ancak 2 hafta sonra görürdüm. Ya tutukluydu ya ifadesi alınırdı, ortadan kaybolurdu… Böyle başladı…

Ben gazeteciliğim döneminde, kişisel röportajları çok severdim. İlginç kişilerle röportaj yapmayı severdim. Sanırım ondan kalan bir meraktı bu bana…”

“Baktım zaten cezası da uzun bekletmeyim dedim”

“Bir dönem oldu ara verdim. Bir kitabım vardı dedemle ilgili. Dedem öldükten sonra o kitaba daha fazla ağırlık verdim. Yetiştiririm diye düşünürdüm ama yetişmedi işte, dedem hayatını kaybetti.

Onun için ben ara verdim kitaba… Aralıklarla bu işi sürdürdüm. Sonra dinlendim, beynim de dinlendi. Buna vakit ayırabilirim dedim ve öyle devam ettim.

Bir dönem otomatik olarak hapse girdiği için, uzun süre durdum. Yılın yarısında durdum, farklı araştırmalar yapıtm. Baktım zaten cezası da uzun, ‘ben bunu bekletmeyim’ dedim ve geri kalan eksikleri tamamlayım dedim…”

İsyanla yazmak…

Moral’ın gazeteciliğin alanı dışında farklı bir yazın alanında, özellikle de anı-biyografi türünde yazınsal üretim yapmaya başlamasında ise çocukluğundan itibaren dedesi Kemal Abdullah’tan dinlediği ve hala bir sır perdesi olarak pek de aralanmayan TMT’ye dair anıların etkisi büyük.

Moral’ın anlattığına göre, kaleme sarılışı aslında yaşananlara bir tepki olarak “anlatma ihtiyacının” bir sonucu.

“Ben, dedemin toplumsal çatışmaların olduğu dönemde yaptıklarını dinleyerek büyüdüm. Kendisi de iyi bir arşivcidir, gösterir, anlatırdı… Ben onların heyecanı ile büyüdüm. Aynı zamanda, vefasızlık duygusunun öne çıkmasına tanık oldum. İnsanların bir dönem kullanılıp, paçavra gibi kenara itildiğini gördüm.

Dedemin yaşadığı o burukluk bana da geçti ve dedim ki, çıkıp benim bunu bir tepki olarak anlatmam, insanların bunu bilmesi lazım.

Bugün bile dinlediğinde birçok şeyi, verilen toplumsal mücadele ya da buna ne denirse, arkasında sanki iki kişi vermiş gibi gösterilir. Halbuki bu işin arkasında gizli kahramanlar ve gösterdikleri fedakarlıklar vardır. Dedem bunların sadece bir örneğidir. Dedem gibi bir çok insana da rastladım ben.

Arkasına da Tavuri gelince, bunu da bu şekilde yönlendireyim dedim. Anı biyografi dışında bir şey yapabilir miyim diye düşündüğümde, bir hayal dünyasını konuşturmak çok kolay değildir.”

“Tamam yazar da ben sadece bir kitap çıkardım”

Kendisine yazar denmesi konusuna ise belli bir çekince koyan Moral’ın bu konudaki sözleri de oldukça anlamlı.

“Son zamanlarda yerli yazarlarımızın romanları da çıkar. Ben onları çok takdir ederim. İlk kitabı çıkardığımda bana ‘yazar’ dediler. Tamam yazar da ben sadece bir tane kitap çıkardım. 50 kitap yazan adam var, ben kendimi yazar olarak görmem.”

Anı yazmak bir tereddüt

Aral Moral’la sohbetimizde, edebiyat alanı içerisinde anı-biyografi türünde bir eser kaleme almanın kısıtlayıcılığı üzerinde de durduk.

“Anı’yı başka bir hale getirmek” gibi bir tehlikenin varlığı üzerinden yönelttiğim soruya karşılık yazar Aral Moral da yazın sürecinde soru işaretleri yaşadığını anlattı.

“Dedemin kitabını yazarken çok düşündüm doğru mu giderim diye… Doğru gidiyorsam da bu nasıl algılanır diye tereddütlerim oldu… Sen onu ortaya döktüğün an, karşıdaki kişi onu aynı şekilde mi algılayacak diye çekincem oldu. Doğru bir tespit yaptığın…

Tavuri’de daha farklı oldu. Kendi hali daha iyi anlaşılsın diye röportaj olarak verdim ben onu. Orada çok tehlike, rahatsızlık hissetmedim. Kendi ağzından soru-cevap şeklinde verdiğim için daha rahattım. Ya da şerbetlendik mi bilemiyorum…”

“Böyle bir şahsı yazmak daha zordur”

Anı yazmak, anıları yazılan kişiyle duygusal bağ kurmak ya da bundan sıyrılabilmek arasında yazarın sancıları noktasında ise Moral net konuştu.

“Dedemde duygusallığı yaşadım. Tavuri’de öyle bir duygusallık yaşanmadı. Tabii ki dinlerken empati kurduğum noktalar oldu. Sonuçta Tavuri dediğiniz insan saf adi bir suçlu değildir. Evet insanları zor duruma düşürdüğü dönemler oldu ama adi bir suçluluğu yoktur. Suçlu profilinden farklı şeyler de var. Kişisel yaşantısına da değindim. Çocukluğunda yaşadığı bir aile dramı var. Açlıktan söz eder. Aslında bir çocukluk dramı ile başlar.

İlk başta kitapta göreceksin, yakınen tanıyan insanlarla tanıştım. Franz Kafka’nın dönüşüm kitabındaki Gregor Samsa’ya benzettim onu. Samsa, başkalaşım geçirir… İnsanların söyledikleri şey vardı. Okan Dağlı şöyle der, ‘ben üniversiteye gittiğimde bu Mustafa’ydı, Türkiye’den gazetelere baktığımda bunun Tavuri olduğunu gördüm’. Başkalaşım var… Mustafa bir anda Tavuri oldu. Başka bir kimliğe büründü. Böyle bir şahsı yazmak daha zordur..

Ben Tavuri’yi yazacağımda, yakın akrabaları ile de görüştüm, vazgeç de dediler. ‘Bilsem seni vazgeçirirdim, nedir de yazacaksın? Başka bir şey bulamadın mı?’ diyenler oldu. Sonuçta bir suçluydu. Herkesi dolandıran bir adam diyen de oldu. Dolandırılan kişilerden ‘Nedir yaptığınız?’ diyen de oldu…

Bazı kişiler vardır ki toplum içinde, onların hayatlarına değindiğinizde, onlarla ilgili bir şey yazdığınızda, toplumun geneline ışık tutan birini görürsünüz. Tavuri de öyledir.

Ben insanlara diyorum ki, kitabı alın okuyun, birini yüceltme derdimiz de yok. Yayınevi ile konuştuğumuzda en büyük hassasiyetimiz o oldu. İlk kitabımda da öyleydi. TMT’yi ne övdük, ne de yerden yere vurduk. Gazeteciler aynı zamanda, olayların fotoğrafıdır… Bir şeyleri yansıtmaya çalıştım… Ben sadece ‘medium’um.”

“Tavuri üzerinden toplumu da okuyabilirsin”

Peki ya Moral’ın Tavuri’nin hayatını neden kaleme aldığı yönündeki eleştirilere yönelik yanıtı?
“Biz kitapta bu adamı ilahlaştırmadık. Toplumu kimler oluşturur? Bireyler oluşturur. Bireylerin toplamıdır toplumu oluşturan. Tavuri de bu toplumu oluşturan bir insandır ve Tavuri üzerinden toplumu da okuyabilirsin. 74 sonrası toplumun geldiği noktayı da görürsün…

Ganimet beni mahvetti ifadesi var kitapta… Yanlış bir tespit değil bu. Bir ev var orada, görürsün, birinindir ama o şahıs orada değil. Sen gidip başkasına ait olan bir şeyi alıp kullanıyorsun veya satıyorsun. Bunun piyasası vardı 74’ten sonra oluşan toplumda”.

“Baktığında toplumda böyle bir kolay hayat görürsün”

“Bugün geldiğin açıdan baktığında o kadar bir yaşam şekli oluştu ki Kıbrıs’ın Kuzeyi’nde, belki Güney’de öyledir bilmiyorum ama, baktığında toplumda böyle bir kolay hayat görürsün. Kolay bir yaşam, tatlı hayat, İtalyanlar’ın dediği gibi ‘Dolce Vita’.”

“Aslında her yerde bir Tavurilik vardır”

“Varlığını kaybeden ama fazlasını bulan çok insan olduğuna inanırım bu toplumda. Kısa yoldan köşe olmaya çalıştılar. İnsanlar, birbirinin sırtına basarak bir şey elde etmeye çalışır. Tavurilik bir toplumsal kavram ve tespittir bizim için. Benim için Tavuri sadece Mustafa Serttaş değildir. Her yerde bir Tavurilik vardır aslında. Bu benimsenmiştir.

Bugün birçok kez görürsün, bir seçim olur biri çıkar der ki bunları yapacağım, sonra da döner tam tersini yapar. Biri X partiye üyedir, sınavı gçemediği halde, sınava katılmadan devlette işe girer. Birilerinin sırtına basarak girer aslında… Hakeden insanın giremediği işe, haketmeyen insanlar da girmiştir. Sosyal hayatın her alanına işledi bu…”

“Gazeteciliğin avantajı oldu”

Moral, gazeteciliğin yazmak üzerindeki etkilerini ise avantaj olarak niteledi.

“Ben 10 yıl önce başladım gazeteciliğe, bu 10 yıl içinde bazı şeylere tanık olursun, birikimlerin olur. Bazı şeyleri sokaktaki vatandaşa göre daha yakın görürsün. Bunun tespitleri ile bazı şeyleri yoğurursun. Bunun avantajı oldu.

İlk kitabın anlatımını ben kendi ağzımdan yaptım. Ve bundan dolayı sorun yaşadım. Ve Merter’den (Khora Kitap Cafe sorumlularından Merter Refikoğlu’na işaret ediyor), belgesel anlatımı mı oldu, gazeteci anlatımı mı oldu diye, kitabın diline bakmasını istedim.
İlkinde öyle bir sorun yaşadım. Ama Tavuri’nin tarzı biraz daha başkadır, o yüzden sorun yaşamadım.”

“İnsanların kimlik yaratma bunalımı var”

Moral, gazeteci mi yazar mı, gazeteci-yazar mı şeklindeki farklı ünvanlar üzerinden ülkede birçok alanda ünvan karmaşası yaşandığını ifade ederek, bu duruma da eleştiri getirdi.

“Maalesef ülkemizde her şeyin enflasyonu yaşandığı gibi, ünvan enflasyonu da yaşanır. Biri kendine ünvan uydurur, onun üzerinden kendine bir kimlik yaratır.

Bu ülkenin en büyük problemlerinden biridir. İnsanların kimlik yaratma bunalımı var. Ülkeye bugün baktığında mercedes sürmek, çok pahalı bir viskiyi içmek sınıfsal bir ayrım göstergesi oldu…

Sınıfsal kaygılarımız bizim aslında çocukluktan başlar… X bir çocuk yuvası var, o yuva, herkesin çocuğunu kabul etmez. Biz belirli, bilinen insanların çocuğunu alırız. Bebeklikten başlar neredeyse o sınıfsal ayrım…”

“Kitap okuma oranlarına baktığımızda yerlerde…”

Moral, ülkede “yazarak yaşayan” yazarların çok az olması ve yazınsal üretimin okur tarafından desteklenmemesi konusunda, topluma önemli mesajlar verdi.

“Yazım üretimi noktasında, desteği insanların vermesi gerekir… 1000 tane kitap basılır. İkinci baskısı yapılan çok az kitap var… 26 yayın çıkardı Khora, hiçbirinin ikinci baskısı olmadı. Bizim ülkemizde 7 tane üniversite var, üniversite ülkesi diye övünürüz ama kitap okuma oranlarına baktığımızda yerlerde sürünürüz.

En büyük destek insan olması lazım… Buna destek olacak olan insanlardır. Kültürle ilgilenen insanlar, hep ‘Türkiye’de, İngiltere’de şunlar olur’ diye söylerler. ‘Şöyle konser var, sanat faaliyeti var’ diye özeniriz ama bizim ülkemizde olduğunda da buna sahip çıkmıyoruz.

Bir varlık sıkıntısı yaşıyoruz, ama o kaygının da gereklerini yerine getirmiyoruz. Üretimi, kültüre, edebiyata sahip çıkmıyoruz..

Ülkede yayınevleri zorluk içinde faaliyetlerini sürdürüyor. Bunların yaşayabilir olması için insanlarımıza çok büyük görev düşer… Müthiş derecede eğitim adası olduğumuzdan bahsederik ama hiç da öyle bir durum yok. İnsanlar okumuyor!”

şuna da bir bakın

“Tavuri, bugün içinde yaşadığımız sistemdir”

Gazeteci Aral Moral’ın Kuzey Kıbrıs’ta dolandırıcılıklarıyla meşhur Tavuri lakaplı Mustafa Serttaş’ı konu alan kitabı geçtiğimiz ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir