BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates
Ana Sayfa / Söyleşiler / Dr. Stelya’nın kaleminden “İstenmeyen Bebek Kıbrıs Cumhuriyeti”

Dr. Stelya’nın kaleminden “İstenmeyen Bebek Kıbrıs Cumhuriyeti”

selamStelya: “İstenmeyen Bebek aslında ölü doğdu… Çok geç olmadan silkinip kendimize gelmek durumundayız”
Serkan SOYALAN

“İstenmeyen Bebek Kıbrıs Cumhuriyeti”, Khora Yayınları’ndan raflardaki yerini aldı. Kitapta Kıbrıs’ta 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yol, araştırmacı-yazar Dr. Nikolaos Stelya’nın kaleminden okuyucusuyla buluşuyor.
Bizler de bu sayımızda Dr. Stelya ile hem Kıbrıs’ta yaşanan tarihsel süreci, hem de kitabı ile ilgili görüşleri üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

1982 yılında İstanbul’da doğdum. Ailem, 21.yüzyılın başlarında sayısı oldukça azalmış olan İstanbul Rum cemaati mensubu. İlk ve orta öğrenimimi Türkiye’nin cunta döneminden neoliberal kapitalizme geçiş yaptığı çalkantılı yıllarda İstanbul’da tamamladım.
2000 – 2011 yılları arasında Atina’da lisans, yüksek lisans ve doktora çalışmaları gerçekleştirdim. Bu çalışmalarım Yunanistan Dışişleri Bakanlığı ve Uluslararası Onasis Vakfı tarafından desteklendi. Doktora çalışmamı 2011 yılında Atina Panteion Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Tarihi Bölümü’nde üstün başarı ile noktaladım. Doktoramın ana eksenini 1918 – 1938 döneminde Türkiye’de siyasi partiler ve siyasi sistem teşkil etti.
2009 yılında Kathimerini Kıbrıs’ın Kuzey Kıbrıs ve Türkiye masası editörlüğünü üstlendim. 2013 yılının yazında, Türkiye’de Kürt Sorunu eksenli “Türkiye’nin Milliyetçilikle İmtihanı” isimli çalışmalarım Kalkedon Yayınlarından okuyucularıyla buluştu.
2013 Ağustos’unda “İstenmeyen Bebek Kıbrıs Cumhuriyeti” isimli kitabım Khora Yayınları tarafından yayınlandı. Birkaç gün evvel, önümüzdeki günlerde Türkiye’de yayın hayatına başlayacak olan “Erken Gündem” isimli gazetesinin Kıbrıs temsilciliğini üstlendim. Yarım küsur asırlık bir aradan sonra Türkiye’den bir basın kuruluşu Kıbrıs’ın tümüne temsilci atarken bu görevin sorumluluğunu omuzlarıma yüklenmiş bulunmaktayım. İleriki dönemde iki yeni kitap çalışmam söz konusu.

POLİSİYE ROMAN

Kıbrıs Cumhuriyeti’ne giden yol çok sorunla karşı karşıya kaldı. Kitapta bu süreç uzun bir şekilde anlatılıyor, okuyucularımıza özetleyecek olursak, bu dönemi nasıl anlatmak istersiniz?
Soğuk Savaş döneminin başlangıcı, kolonyal yönetimin iflası ve sonu, Kıbrıs’ta çakışan iki rakip, milliyetçi proje ve Lozan ile kurulan düzenin sıkıntılı bir evreye girişi… Tam bir polisiye roman… Ne yazık ki Kıbrıs’ta masum adalıların kanıyla yazılan bir roman…

Peki sorunlar öbeğinde kurulan Cumhuriyeti araştırmacı bir yazar olarak nasıl yorumlayacaksınız?

Benim penceremden “İstenmeyen Bebek” sıfatı her şeyi anlatıyor aslında… Cumhuriyet her iki tarafın –düşman kardeşlerin- hedefi veya projesi değildi. 1958 yazında bir ihtiyaçtan dolayı gündeme geldi. Rum tarafı İngiliz – Türk yardımlaşmasını ekarte etmek üzere bir tornistanda bulundu ve işin ucu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar vardı.
Kıbrıs Türk liderliği cumhuriyet projesine çıkarcı bir bakış açısıyla yaklaştı. Onun perspektifinden bir “ara formül” söz konusuydu. Adayı taksime götüren bir “ara formül”… 1960 – 1974 döneminde vuku gelişmeler Kıbrıs Türk liderliğini biraz şaşırtmış olsa da sonuçta “ara formül” bu toprağın gerçeğine dönüşüp karşımıza çıkıverdi sonuçta…

İKİ FARKLI ZİHNİYET

1960 Cumhuriyeti’nin kurulmasından bugüne kadar adada yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

“İstenmeyen Bebek” ölü doğdu aslında. Hayata ilk adımlarını atamadan suikasta kurban gidip tarih sayfalarındaki yerini aldı. Günümüz tarihçilerine ve uzmanlarına göre Kıbrıs’ta sorun 1963’te anayasa tartışmaları ekseninde gündeme damgasını vurdu. Ben bu görüşe kısmen katılıyorum. Evet 1963 yılı çok önemli bu ada için. Ancak ne var ki cumhuriyet ilk krizini daha kurulurken yaşadı. Daha işin başında iki farklı zihniyet, iki farklı proje onu başka noktalara doğru çekmek istedi. Bir tarafta elinden gelse adayı Ege’ye taşıyacak bir zihniyet, öte taraftaysa 1960’ın dünyasına 1920’lerin ve 1930’ların rövanşist gözüyle bakan, İttihat ve Terakki’nin ve Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Türkleştirme projesinden esinlenen bir fikriyat… Halen bu adada bizler bu iki rakip projenin esiri durumdayız. Evet gerçi Enosis düşüncesi tarihteki yerini çoktan aldı ama unutmayalım Yeşil Hattın güneyinde Kıbrıs Cumhuriyeti’ni bir Elen devleti olarak görenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok…

Kıbrıs’ta “barış” için iki topluma da düşen görevler nelerdir?

Siyasi sistemi ve onun temsilcilerini devre dışı bırakarak işe başlayacağız. Devrimse devrim, Gezi ise Gezi, Syntagma meydanındaki isyansa isyan…
Bu adayı kolonyal yönetimden devralanlar başarısız oldular. Bu tarihi bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Milliyetçi sağ hiçbir zaman liberalizme evrilemedi. Sol ise başarısız AKEL modelinin dışına çıkamadı. Kıbrıs Türk Solunu temsil eden CTP bugün bu partinin kötü bir kopyasından öte bir kimliğe bürünmekte sıkıntılar yaşıyor. Adanın solu Gezi’yi ve Aleksis için sokaklara dökülen 16 – 17 yaşındaki devrimci yürükleri anlamak zorunda. Soğuk Savaş döneminin çözümü olan Marksist, ama aslen Stalinist zihniyeti iflas etti. Bu dünya görüşü ile yolumuza devam edemeyiz. Sol ile birlikte bu adada sağ de kendi varlık nedenlerini yeniden doğru bir şekilde ele almalı. Nasıl bir sağ? Fırsatçı, popülist ve kamu sektöründe sandalye dağıtan, aslında insanların suratına bakacak cesareti kendisinde bulamayan bir sağ mı? Yoksa liberalizmi yeniden ele alan bir sağ mı? Uzun sözün kısası…
Kolonyal dönem sonrası kurulan tüm siyasi yapılar iflas etmiş durumda… Biz bu gerçeğe sırtımızı çevirip, soluğu alışveriş merkezlerinde almaya devam ettiğimiz sürece büyük güçler bu adanın semalarında yırtıcı güçler gibi gezinmeye devam edecek, asker parkaları parklarımızda gezinmeye devam edecek…

Okuyucularımıza son olarak neler söylemek istersiniz?

21. yüzyılın başlarında bu adanın sahipleri çok büyük sorunlarla karşı karşıya. Ekonomik sıkıntı bir yanda, siyasi sistemin çöküşü diğer yanda… Silkinip kendimize gelmek durumdayız çok geç olmadan… Silkindikten sonra oturup sorunlarımızı tek tek ele almak zorunda olacağız. Çok başımız ağrıyacak o vakit, bu kesin… Ama kazanacak bir geleceğimiz var işin ucunda öyle değil mi? Kaybedecek neyimiz kaldı? Parçalanmış, taksim edilmiş hayatlarımız ve rüyalarımız mı? Dereboyu’nda ve Makarios Caddesi’nde boy gösteren yeni bir marka mı?

şuna da bir bakın

“Tavuri, bugün içinde yaşadığımız sistemdir”

Gazeteci Aral Moral’ın Kuzey Kıbrıs’ta dolandırıcılıklarıyla meşhur Tavuri lakaplı Mustafa Serttaş’ı konu alan kitabı geçtiğimiz ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir